ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI KÜNYE İLETİŞİM

REKLAM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

AYASOFYA'YI AÇMA AMA FETHİ KUTLA.

MUSTAFA KURDAŞ

20 Haziran 2016, 20:13

MUSTAFA KURDAŞ

Ayasofya’yı açma, ama fethi kutla! Bu ne büyük tenakuzdur böyle… Devlet, Ayasofya’ya üç-beş kilometre yakınlıkta şaşayla, gösterişle, şovun binbir türüyle fethi kutluyor, ama Fatih’in torunları Ayasofya’da namaz kılamıyor… Yıllarca “Ayasofya” için onlarca makale kaleme alan yazarlar, Ayasofya’yı mısralarıyla selamlayan şairler suspus. Manşetler yine kapalı Ayasofya’ya. Ekranları kaplayan Yeni Kapı görselleri Ayasofya’yı da, fethin manasını da gölgeliyordu. Gerçek mağlubiyet vazgeçmekse eğer; “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın” isteğinden vazgeçmek, bu millete tattırılacak en büyük mağlubiyet değil midir!?

Ayasofya’yı açma, ama fethi kutla! Bu ne büyük tenakuzdur böyle… Devlet, Ayasofya’ya üç-beş kilometre yakınlıkta şaşayla, gösterişle, şovun binbir türüyle fethi kutluyor, ama Fatih’in torunları Ayasofya’da namaz kılamıyor… Yıllarca “Ayasofya” için onlarca makale kaleme alan yazarlar, Ayasofya’yı mısralarıyla selamlayan şairler suspus. Manşetler yine kapalı Ayasofya’ya. Ekranları kaplayan Yeni Kapı görselleri Ayasofya’yı da, fethin manasını da gölgeliyordu. Gerçek mağlubiyet vazgeçmekse eğer; “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın” isteğinden vazgeçmek, bu millete tattırılacak en büyük mağlubiyet değil midir!?

Zihinler bulansa da, folklorik şovlarla gözler boyansa da… Ayasofya’ya vurulmuş çürümekte olan paslı zincirler, bugün altın rengine boyansa da.. Evlatlara, “Ayasofya’nın içinde niçin namaz kılamıyoruz?” diye sorduran Milli Görüş var olduğu müddetçe bu millet, Ayasofya Camii’nin açılması talebinden vazgeçmeyecektir. Hiç şüpheniz olmasın ki tarih; esaret zincirlerini altın rengine boyayanları değil, ne pahasına olursa olsun o esaret zincirini kıranları yazacaktır… 

Ayasofya çağırmıştı; mahzunca bir seslenişle…

“Seccadeni de al, gel!” demişlerdi..

Uyuyordu İstanbul; diyar diyar akarken Anadolu…

Vardığımızda tutulmuştu saflar; memleketimin taaaa her bir köşesinden. Fethin kutlu sevdalıları bu sene de haykırış, umut taşımıştı Ayasofya’ya. Yüzbinlerin kalbi Ayasofya’da buluşmuştu. Kimi Antalya’dan, kimi Niğde’den, kimi Zonguldak’tan…. Kimisi Edirne’den, Van’dan,  İzmir’den… Erzurum’dan, Ankara’dan,  Diyarbakır’dan… Üçyüzün, beşyüzün, bin kilometrelerin hesabı yoktu. Aşılmış dağlar, kat edilmiş kilometreler vardı sabaha…

Doğudan gelip batıdakiyle saf tutan da, kuzeylisi de güneylisi de..  Türkçe konuşanı da, kürtçe konuşanı da aynı dili konuşuyordu. Şiveler şivelere karışıyor, memleketler birbiriyle selamlaşıyordu.

Unutmadan! Haliç’e inerken, göründüğünde semtlerden Eyüp.. Eba Eyyub-El ensari hazretlerine fatihalar okunuyordu. Herkes aynı yaştaydı: Besbelli, kimisinin bıyığı daha henüz terlemişti. Bazısı bastonlu amca, dede…  Bazısı onbeşinde, yirmisinde; kimisi doksanbeşinde.  Ama hepsi genç, hepsi heyecanlı; cevval delikanlılar, hanımefendiler… Aileler ve tabi çocuklar…

***

Fetih neslini inşa eden Anadolu Gençlik, Ayasofya’da sabah namazıyla başlıyordu fetih gününe. 

Gecenin karanlığında sabaha seccadeler serilmişti…

Fetih kokuyordu Ayasofya.

Önce Kur’an yokundu… Sonra konuşmalar… Gecenin karanlığını yırtıyordu heyecan yüklü konuşmalar. Şafak sökmeye yakınken AGD Genel Başkanı Salih Turhan, “Bu sene Ayasofya’nın dışında namazımızı kılıyoruz. İnşallah seneye Ayasofya’nın dışında değil, içerisinde namaz kılmak nasip olur” dediğinde… Göz-göze geldik oğlumla. Gözünü diktiğinde gözüme, kaçıramadım gözlerimi Hasan Yusuf’un ok bakışlarından…

 “Baba”, dedi Hasan Yusuf, “Biz neden Ayasofya’nın içerisinde namaz kılamıyoruz ki?”

Nasıl bir soruydu bu böyle, Ya Rabbi!…

Bir ok gibi, bir bombanın etrafa saçılan şarapnelleri gibi saplanmıştı yüreğe Hasan Yusuf’un sorusundaki her bir harf… Bizans surlarına sancağı dikerken Ulubatlı Hasan’ı yere yıkamamıştı düşman oklarından üçü-beşi ya hani… Bir çocuğun işte sadece bu sorusu bile bir babayı yere sermeye yeterdi.

Sarsılmıştım… Kala kaldım..

Şimdi ne diyecektim ben Hasan Yusuf’a!?

O kısacık bir zamanda dağlar ağırlığınca çaresizlik yığılmıştı üzerime. Nihayet, gözlerimi kaçırabilmeyi başarabilmiştim… Bir anlık boşluğunda Hasan’ın kendimce saklanmıştım işte. Sonra yutkundum…

Bir baba, henüz ilkokula gitmekte olan oğluna nasıl izah edebilir ki bunu!?

Bir baba, ne diyebilirdi ki oğluna.. Ben ne diyebilirdim ki Hasan Yusuf’a!?…

- “Evlat, ceddimiz Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’u fethetti, fethin nişanesi olarak da Ayasofya’yı bize amenet etti. Fakat biz bu emanete sahip çıkamadık, Fatih’e layık olamadık” mı diyecektim… 

Yahut,

- “Merak etme oğul! Sultanahmet camisini doldurduktan sonra, Ayasofya’da da namaz kılabileceğiz” mi demeliydim. Demez miydi o zaman, “Hadi baba, öyleyse Sultanahmet’e”

Veyahut, “

- “Sen dert etme, daha erken bunlar senin için. Bu konu büyüklerin konusu;  hele biraz büyü, büyüyünce bilirsin zaten” deyip savuştursa mıydım..

Ya da sadece… sadece susmalı mıydım acaba? Herkes gibi…

Yaşça büyük biri sorsa bu soruyu… Verilecek cevaplar var; anlatırsın tarihe gömülmekte olan hakikatleri bir bir.. Evlat değil de, onun yaşlarında bir başka çocuk sorsa, yine de bu soruya verilecek bir cevap bulunurdu elbet.  Amma evlat sorunca babaya;  “Ayasofya’nın içinde niçin namaz kılamıyoruz” diye.. Soruya verilecek cevap olsa da, evlada verilecek cevap yok… Çünkü, “baba” olmak var… Babaya yüklenmiş sorumluluk var… 

Ben ne mi yaptım?

Mahçup, çaresiz ve kısık bir sesle…

-  Namazı kılalım, sonra konuşuruz oğlum, diyebildim…  Kendimce, kısacık da olsa bir zaman kazanmıştım..

***

Artık vakit gelmişti… Seher vakti bütün ilmiyle, bütün coşkusuyla konuşmaya başlamıştı yine. Ayasofya’nın koynunda saklanmış ne kadar kuş varsa göstermişti kendisini… Ayasofya’nın “Allahu ekber” nidalarına hasret minareleri bu sefer Sultanahmet’ten gelen ezanı değil, hemen yanıbaşında yükselen ezanı dinliyordu. Ezan-ı şerifi kamet, kameti de Mekke imamının “Allahuekber” tekbiri izledi. “İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ” ayetiyle başlayan Fetih suresiyle kıyamdaydık yüzbinler olarak.

***

“İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ/ Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik”…  Bu ayet-i celile, Cenab-ı Allah’ın fetih nesillerine apaçık bir müjdesiydi…  Asırların asırlara yolculuğudur fetih. Kıyamete değin sürecek kutlu bir yolculuk. Bu yolculukta nesiller nesillere kavuşur, çağlar çağlara taşınır. Fetih, “Hak geldi, batıl zail oldu” yoluna düşmektir zira… 

***

“Esselamu aleyküm ve rahmetullah”..

“Esselamu aleyküm ve rahmetullah”..

Selam verip, namazımızı tamamladığımızda arşı iyiden iyiye kuşların cıvıltısı sarmıştı. Birazdan sabah güneşi mahzun Ayasofya’nın kubbesine düşecek, İstanbul bir güne daha yavaş yavaş uyanacaktı.   Evet, “İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ” müjdesi Hasan Yusuf’umuza verilecek cevabın da müjdesiydi benim için..

Bu kez mahcup da değil, kısık sesle de değil… Kararlıca,

- “Oğlum” dedim, “Gel şimdi konuşalım şu Ayasofya’da namaz konusunu”.

Hasan Yusuf biran önce benden cevabı duymak istiyordu… Dinleme modundaydı:

- Dedin ya hani, niçin Ayasofya’nın içinde namaz kılamıyoruz diye…

- Evet baba, niçin almıyorlar bizi…

- Bugün babanla orada namaz kılamadın. Elbet gün gelecek Ayasofya’nın içinde de namaz kılacağız.

- O gün ne zaman gelecek baba!?…

- İnşallah biz gerçekten isteriz ve bunun için gereken çalışmaları yaparız ve inşallah birlikte Ayasofya’da namaz kılarız.  Sen, benle kılamazsan eğer, inşallah senin oğlun Ayasofya’da seninle birlikte namaz kılar. Ama bunun için biz babaların da, siz oğulların da mücahid olması gerekiyor…

Hasan Yusuf bilir; mücahidliğin iyinin, güzelin, adaletli olanın dünyada hakim olması için, insanlığa faydalı olmak için canla başla çalışmak olduğunu.

Dinliyor Hasan Yusuf, belki de hala “niçin”i merak ediyor:

- Biz Müslümanca yaşarsak, Allah bize hem fetihleri hem de Ayasofya’da namazı nasip edecektir inşallah…

***

Güzel bir haftayı geride bıraktık… 

Önce ESAM’ın düzenlediği Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi’nde dünya Müslümanlarının liderleri, temsilcileri buluştu. Her kıtadan, her renkten, her dilden Müslümanlar, meselelerin çözüm yollarını konuştu üç gün boyunca. İslam Birliği gündemli toplantıların Milli Görüş’le yapılabildiğini bir kez daha “hamd” ile müşahade ettik. Ardından “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın” sloganının manasını Anadolu’dan İstanbul’a taşıyan AGD’nin Ayasofya’daki muhteşem sabah namazı organizasyonu.. Ve aynı günün akşamında Kocaeli’deki muhteşem Fetih ve Gençlik Şöleni… Hasan Yusuf’la çetin diyaloglarımız bu yapılan çalışmaların kıymetini tam anlamıyla ortaya çıkıyordu.  Fethe şahlanan atlar, karadan yürütülen gemiler… Fetih ordusunun temsili fethi… Ulubatlı Hasan’ın Bizans surlarına şanlı sancağı dikişi… Okullardan kaldırılan servislerle değil, ceplerinde neyi var neyi yoksa vererek tuttukları otobüslerle Fethe koşan imanlı gençler. Dünyanın en büyük üç boyutlu sahnesi kurulmamıştı belki stadyuma ama… Çimlere diz çükmüş, hayranlıkla olup bitenleri gözlemlemekte olan Hasan Yusuf, Fatih Sultan Mehmet Han’ın atı şaha kalktığı o an, O da ayağa kalkıyordu. Heyecanlanmıştı hepten.. Hasan Yusuf, yudum yudum tadıyordu fethi…

Farkında mı bilmiyorum ama, babası “Niçin Ayasofya’nın içerisinde namaz kılamadığımızın” cevabını vermemişti hala. Babasından duymamalıydı belki de. Karar vermiştim: İlk fırsatta İstanbul’un fethini araştırmasını ve ailesine anlatmasını isteyecektim.  “Niçin”in cevabını o bulmalıydı..  ‘Nasıl’ı Anadolu Gençlik’te yaşayacak inşallah. O da ağabeyleri gibi koşarak, terleyerek, inancı uğrunda fedakarlık yaparak öğrenecek, “nasıl”ı…

***

Ezcümle… Evlatlarımıza veremediğimiz cevaplardan daha da zoru; Rabbimize veremeyeceğimiz hesaplardır. Küçük bir evladın sorusu karşısında çaresiz kalan biz babaların, ruz-u mahşerde hali acep nice olur!? Peki, ya devlet ricalinin hesabı!? Onlar nasıl kalkar, bunca vebalin altından!? Bunca vebal nasıl göze alınır; hangi güçle, hangi cesaretle, hangi izanla omuzlanır!? Ayasofya’yı açma, ama fethi kutla! Bu ne büyük tenakuzdur böyle… Devlet, Ayasofya’ya beş-on kilometre yakınlıkta şaşayla, gösterişle, şovun binbir türüyle fethi kutluyor, ama Fatih’in torunları Ayasofya’da namaz kılamıyor… Yıllarca “Ayasofya” için onlarca makale kaleme alan yazarlar, Ayasofya’yı mısralarıyla selamlayan şairler suspus. Manşetler yine kapalı Ayasofya’ya. Ekranları kaplayan Yeni Kapı görselleri Ayasofya’yı da, fethin manasını da gölgeliyordu. Gerçek mağlubiyet vazgeçmekse eğer; “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın” isteğinden vazgeçmek, bu millete tattırılacak en büyük mağlubiyet değil midir!?

Zihinler bulansa da, folklorik şovlarla gözler boyansa da… Ayasofya’ya vurulmuş çürümekte olan paslı zincirler, bugün altın rengine boyansa da.. Evlatlara, “Ayasofya’nın içinde niçin namaz kılamıyoruz?” diye sorduran Milli Görüş var olduğu müddetçe bu millet, Ayasofya Camii’nin açılması talebinden vazgeçmeyecektir. Hiç şüpheniz olmasın ki tarih; esaret zincirlerini altın rengine boyayanları değil, ne pahasına olursa olsun o esaret zincirini kıranları yazacaktır…

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
KURDAŞIN ÇALINAN ARŞİVİNDE NELER VARDI ?21 Mayıs 2017

REKLAM


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi