ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI KÜNYE İLETİŞİM

REKLAM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

AYÇA ÖZTORUN : HANGİ BİRİNİZİ YAZSAM Kİ?

AYÇA ÖZTORUN : HANGİ BİRİNİZİ YAZSAM Kİ?

Editör HATİCE ZÜMER

ADANA'LI ÜNLÜ YAZAR AYÇA ÖZTORUN 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ MÜNASEBETİYLE BİR YAZI KALEME ALDI.

 

Elleri nasırlı mı okşayacaktım kocamın tenini? Ayaklarımın altı da çatlamış. Ayaklarımı, bir birinin üzerine koysam gizleyebilir miyim ki topuklarımı? Alnımda ki derin çizgilere bakıpta yaşı büyük sanmayın beni. Güneşin altında, sarı sıcakta çalışan, tarlada alın teri döken ırgatım ben. Evde çocuklarım aç bekler ama ne yaparsın işte. Yetmiyor para! Doyuramıyoruz aç karnımızı. Kocam da tarlada çalışır. Çalışır ama eti, sütü girmez mutfağımıza.

 

Ben ne bilirim allı güllü basma fistanı! Ne bilirim evimin sultanı olmayı! Hepimiz bu dünya ya nefes almaya gelmişiz ama her birimize biçilen rol farklı demek ki. Diyerek boynunu büktü emektar Ayşe.

*

 

Benim kod adım Okşan. Masa masa gezer, erkeklerle sohbet ederim. Onlara bol bol içki içiririm. Çok içmeleri için bende vururum içkinin köküne. Sağlığımın günden güne kötüye gittiğini biliyorum. Göz altlarım şu sıralar torba gibi olmuş içmekten. Aslında içip kendimden geçmem bir bakıma iyi oluyor. Körkütük sarhoş olduğumda, hiç tanımadığım erkek eli üzerimde gezdikçe midemin bulantısı bir nebze azalmış oluyor. Bazen o kadar tiksiniyorum ki tanımadığım adam üzerime abandığında tepki veriyorum. Bunun yüzünden çok dayak yediğim oluyor. Ağzı yüzü mor bir şekilde sabaha karşı evime gidiyorum. Yedi yaşında ki biricik kızım beni o halde gördüğünde çok korkuyor. Nasıl bir yalan söyleyip endişesini yok ederim çabasına düşüyorum. Biricik kuzumu bu kirli et pazarından nasıl uzak tutabilirim bilmiyorum. Ama ben çok kararlıyım onu okutacağım. Ekonomik özgürlüğü olsun. İçimde ki tek sıkıntı ilerde çocuğumu benim geçmişimle yargılamaları. Bu yollara beni düşüren kızımın babası oldu. Beni bin bir vaatle kandırdı. İnandım ona ruhumu bedenimi teslim ettim. Hamile kaldığımı müjdelediğim gün, evli olduğunu öğrendim. Beni yüz üstü bıraktığında karnımda bebeğimle ortalarda kaldım. Çocuğum doğduğunda sağın solun yardımı olsada artık toplum gözünde kötü kadın muamelesi görüyor, iyice içime kapanıyordum. Hangi kapıya şi için gitsem yaşlı genç fark etmeksizin bana sarkıntılık yapıyorlardı. Hele beni eşleri yüzünden kendilerine tehlike gibi gören kadınların zulmü daha da acı veriyordu bana. Bir şekilde düştüm buralara abla. Sanki arkamdan milyonlarca kirli el beni batağa doğru itiyordu. Diye sözlerini bitirdi kadın. Gözyaşları makyajını dağıtmış yüzü tuval gibi olmuştu. Tablo acı ve çaresizlik içinde kıvranan kadın portresiydi.

*

 

Simsiyah giyinmişti teyze, sadece gözlerini görebiliyordum. Teyzeciğim güzel yüzünü açta öyle sohbet edelim dedim. Utanır gibi gülümsedi. Peçesini çenesinin altına kadar indirdi. Güzelim gamzeleri, akça pakça yüzü ortaya çıktı. Canım teyzem, ne kadar güzelsin. Bu peçe, masken, gizin olmuş dedim içimden. Bakışlarında hüzün vardı kadının.

 

“Ben, on üç yaşında evlendirildim.” Dedi, boynunu bükerek.” Beni gelin verdiklerinde sokakta oyun oynuyordum. En çok annemden ayrılmaktan korkuyordum. Beni verecekleri adam amcamın oğluydu. İlk eşi ablamdı. Ablam ölünce beni ona verdiler. Ben evlenmem diye ağlayınca babam beni çok dövmüştü. Buda benim kaderimmiş. Beş çocuğum var. Her biri evlendi gitti.” Derken, odanın kapısı açıldı. İçeriye feraceli genç bir bayan kahve tepsisiyle girdi. Teyzeye kızınız mı? Diye sorunca gülümsedi kumam dedi. Hemde üçüncü. Kadıncağıza bunun olağanlığını öyle bir kanıksatmışlardı ki kadın itiraz edemezdi. Belki de kocası, teselli olsun diye baş kadın, evin büyüğü, sözü geçeni diyerek taçlandırmıştı onu. Kahveyi getiren genç kadının gözünde umut ve huzura dair hiçbir şey yoktu. Hiç konuşmadan odadan dışarı çıktı. Teyze kulağıma eğildi, kızımla yaşıt dedi. Kumasına acır bir halde dertlenir gibi ellerini dizine vurdu ve sözüne devam etti. Üç yıl önce bizim hacı hepimizi denize götürdü. Allah var ömrü hayatımda görmedim koca deryayı. Tabi benim oğlanlarla Hacı durur mu? Saldılar kendilerini serin sulara. Biz kadınlar yandık güneşin altında. Üzerimizde siyah ferace olunca güneşin sıcağı sanki mıknatıs olup üzerimize yapıştı. Bu en küçük kumam daha çocuk sayılır. Hacıya bende girmek istiyorum denize. Çarşafımla birlikte gireyim diye yalvarmaya başladı. O zaman da iki aylık hamileydi. Hacı bu kızı otel odasına götürüp iyi bir dövdü. Çok öğüt verdim sabiye, kocayla inatlaşmak olmaz dedim. Kadın kadınlığını bilecek dedim. Akşama kalmadı bebeği düştü. O zamandan bu yana niyeyse hamile kalamıyor. Hacı, bir yıl daha beklerim çocuğu olmazsa salarım babasının evine diyor. İçim yanıyor kızım. Ama ne yaparsın işte eksik eteğiz deyip boynunu büktü kadın.

*

 

Sahilde buluştuk su gibi güzel genç kıza. Konuşamıyordum. Dilim varmıyordu soru sormaya. Soracak gibi oluyor boğazım kor ateş gibi yanıyor çenem titriyordu. Onun bu hayatta kimseye güveni kalmamıştı artık. Konuya kendi girdi. “Annemi çok özlüyorum abla” Dedi. İçim yandı sarıldım ona bir anne gibi. Kafasını şefkatle göğsüme bastırdım. Nasıl teselli edilebilirdi yaşadığı acı çok derindi.

 

“Annem, canım annem sürekli babamdan dayak yerdi. Kardeşlerim ve ben gece korkuyla yorganı kafamıza çeker sessiz sessiz ağlardık. Dedi. Bazen, Allahım babam ölsün ne olur derdim. Annemin canını yakamazdı o zaman. Her birimiz büyümüştük. Annem bizim için katlanmıştı onca yıl şiddete, zulüme. Biz ayaklarımızın üzerinde kalmayı başardığımızda babamdan ayrılma kararı aldı annem. İlk önce evi terk ettik. Babam her yerde annemin karşısına çıkıyor, yüzünü gözünü tanınmaz hale getiriyordu. Zavallı annem, can güvenliğim yok diye kaç kere şikâyetler de bulundu. Ben çoğu kez bugün dersim yok deyip annemi kandırıyor, yanından ayrılmıyordum. Her an babam anneme zarar verecek korkusu taşıyordum. Öylede oldu. Birgün bir ara sokakta annemi yakalamış ve ardı ardına kurşunları saydırmış. Canım annem, kurtaran yok mu diye bağırıyormuş. Benim öpmeye kıyamadığım annemin cansız bedeni yere yığılmış. Annem son yolculuğuna giderken, artık onu göremeyeceğim bir kere öpmeme müsaade edin dedim. Anneciğimin gözleri açıktı. Yüzü morluklar içindeydi. O haliyle bile güzeldi benim çileli annem. Diyen genç kız başımı omzuma koymuştu. Vücudu titriyor, gözyaşı omzumu sırılsıklam ediyordu. Gözyaşı, gözyaşıma karışmıştı. Hiç kimseye güvenmiyorum abla, Benim dünya ya gelmeme neden olan kişi, hayat arkadaşının, annemizin canını aldı, kardeşlerimin ve benim hayatımı mahvetti dedi.

*

 

“Bir kadın Bin kadın” adlı çalışmamda ki kadınların çektiği çilelerden sadece birkaç tane özeti burada yansıtmaya çalıştım. Bu çalışmam da kadınların hikâyelerini dinlerken gözyaşlarım sel oldu.

 

Bu ülkede kadın olmanın bedeli ağır. Gün geçtikçe daha da ağırlaşacak. Hemen hemen her gün cinayet, şiddet, tecavüz haberleri ile uyanacağız kararan sabahlara.

 

Kadınla erkeğin eşit olmadığı söylemleri arttıkça, kadının karnından sıpayı, belinden sopayı eksik etmemeli anlayışı çığ gibi büyürken, kılık kıyafetlerimize, gebe karnımıza ve kaç çocuğumuz olacağına karar verilirken, kadına meta gözüyle bakılırken, karanlık zihniyetler, kadına zulümü hak etmişlik gibi görmeye devam edecekler.

Şunu herkes bilmelidir ki, toplumun kalkınmasında, yapılanmasında büyük katkısı olan kadınlarımızın, emeği, anneliği, özverisi, inkâr edilemez. İstiklal savaşı boyunca cephede döğüşen, sırtında şarapnel taşıyan fedakâr kadınlarımız her alanda gücünü ispat etmişlerdir. İstisnalar dışında duydunuz mu hangi kadın şiddete başvurmuştur? İki güne bir eşini veya sevgilisini katleden kadın var mıdır? Çünkü kadın zekidir, kadın doğası gereği naiftir, kadın duygusaldır. Şiddet yerine konuşmayı tercih eder.

 

Bu ülkede masum Özgecan’larımız hunharca katlediliyor. Gözümüzden sakındığımız yavrularımıza kirli, karanlık zihniyetler sapıkça uzanmaya çalışıyor. Kadınlara karşı linç politikası yürütülüyor. Kadınlar ayıpla günahla ötekileştirilip baskı kampanyası uygulanıyor. Biz kadınlar ve kadına değer veren, onların kutsallığının, anneliğinin, üretkenliğinin bilincinde olan erkelerle omuz omuza verip bu karanlık zihniyetlere karşı mücadeleyi kendimize borç biliyoruz. Tersine biz onları ötekileştirip, pis zihniyetlerini ifşa etmeliyiz.

 

Bu arada 8 Mart Dünya kadınlar gününde, kadına değer veriyoruz izlenimi bırakmaya çalışan siyasi reklam amaçlı sokakta bizlere çiçek dağıtan siyaset yandaşı kadınların, uzattığı hiçbir çiçeği kendi adıma kabul etmiyorum. Çünkü siyasi güdümlü bu kadınlar, yine kadınlara uygulanan şiddetlere sessiz kalan zihniyetlerin uşağı olduğunu ve kendi kuyularını kazdıklarını düşünüyorum. Onlara saygı duymuyorum.

 

 

 

ÖLDÜRDÜLER SU'YU

 

Gecenin karanlığında
ve bir kenarda,
Ölü bulundu Su. Ad
ını ben koydum.
Kimsesi yoktu. 
A
ğıtını da ben yazıyorum.
Öldürüldüğü izbeye gözyaşlarımı bırakıyorum. 
Kim bu diye sormadım. 
Kimsede bilmiyordu.
Ve hikâyesini ben yazd
ım. 
Öldürdüler Su'yu, Bulanık karanlıklar öldürdü.
Acıyı duyumsayan isimsiz kadınlar,
Sayamadığımız kadar çoktular. 
Öldüler, öldürüldüler. Birçoğu ölü gibi hayata yürüdüler.
Belki sevdalarına yenik düştüler,
Belki yokluğa.
Belki de evlat hatırına,
Bir kenarda ölü bulundu Su. Ağıtlar yazdım Su'ya,
Adını ben koydum,
Gecenin karanlığında.
A.ÖZTORUN

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

MAGAZİN

İLETİŞİMCİ AYHAN KARA'DA DÜNYAEVİNE GİRDİ

İLETİŞİMCİ AYHAN KARA'DA DÜNYAEVİNE GİRDİ Kayra Media Group Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Kara hayatını, elektronik mühendisi Nafiye Eybek ile birleştirdi.

PEKER'DEN ŞEHİT AİLESİNE EV

PEKER'DEN ŞEHİT AİLESİNE EV Şehit polis memuru Kaan Aybek'in ailesini taziye çadırında ziyaret ederek aileye daire alan Sedat Peker, Gazi ...
ŞEHRİMİN YANLIZLIĞI11 Ekim 2018

REKLAM


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi